Menu

Home Page / Blog

Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu
İskele Blog 15 July 2021
Elif Pekince

Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu

"…Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanıorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuşla Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır… Perde!"

Tomas Fasulyeciyan’ın bu unutulmaz tiradı ile kapanan perdeyi bu sefer bambaşka bir bakış açısıyla hafifçe aralıyor ve sahneden tiyatro mekânına sessizce göz gezdiriyoruz. Oyun bitmiş, seyirci gitmiş, fısıldaşan repliklerin arasında; arkasında durduğumuz kırmızı perde, karşımızda boş koltuklar, tavanda sönmüş spot ışıkları… Sahi kaç oyun görmüştür bu mekân? Bambaşka oyunlar için farklı zamanlara ve mekânlara nasıl bürünmüştür?

Peki, bir tiyatro mekânı; perde, koltuk ve spot ışıklarından mı oluşur yoksa her oyun kendi zaman ve yerini yaratabilecek esnek mekânlara mı ihtiyaç duyar? Bu sorulara cevap verebilmek için tiyatronun ve tiyatro yapılarının tarihini biraz irdelemek gerekiyor. 

1) Antik Yunan Dönemi

İlkel insanların doğayı ve tanrıları anlamak adına yaptığı dini ritüeller, tiyatronun temeli olarak kabul edilir.1 Bu ritüellerin değişip gelişerek Antik Yunan tiyatrosuna altlık oluşturduğu ve farklı bir boyut kazandırdığı söylenebilir.2 Antik Yunan Tiyatroları için Richard Bennett Ten ve Taş kitabında "İlk Yunan tiyatroları insanlara oturup dansçıları, şairleri ya da atletleri seyredecekleri bir yer sunmaları için sadece biraz setlenmeye ihtiyacı olan tepelerden ibaretti." der. Ayrıca insanların önce bu setler üzerinde düzenlenmiş ahşap sıralarda, sonrasında ise geniş geçişler için düzenlemelerin yapıldığı taş sıralarda oturduğunu da belirtir.3

Dönemin tiyatro yapıları üç ana bölümden oluşur: Yelpaze gibi açılan oturma yerleri theatron, oturma yerlerinin tabanında sert topraktan bir daire orkhestra ve orkhestranın arkasında oyuncuların hazırlıklarını yapması için önceleri kumaştan sonra ise ahşap ve taştan yapılan duvar skene.3

Şekil 1 Theatron, orkhestra ve skene’in gelişim aşamaları.

Günümüz tiyatro yapılarındaki sahne, seyirci alanı ve kulisin ilk izlerini gördüğümüz bu şema, zamanla yerini Yunan tiyatrosu denildiğinde akla ilk gelen taş amfilere bırakır (Şekil 2). Taş amfi kurgusunda, oturma yerleri doğaya uygun yamaçlara dizilir ve bu dizilim ters huni etkisi yaratır. Bu etki, sesin dağılmasını önler. Böylece ses zeminden yukarı hacmini koruyarak yükselir, yukarıdan zemine inerken de dağıldığı için azalır ve zayıflar. Ters huni mantığının bir diğer artısı ise üst basamakta oturan seyircinin sahneyi rahatlıkla görebilmesidir.3 

Şekil 2 Temsili bir Yunan tiyatrosu

Şekil 3 Epidauros Tiyatrosu, Yunanistan.

2) Roma Dönemi 

Antik Dönem tiyatro yapılarının kuram ve yapı tekniğinin üzerine inşa edilmiştir.4 Tiyatro kavramına yaklaşımda, Antik Çağ’ın toplumsal ve dinsel olguları geride bırakılmış; tiyatro yalnızca eğlenceye dayanan ve otoriteyi besleyen bir araç haline gelmiştir. "Bu dönem, tiyatro kendi içinde ayrı bir yaşam olmuş hayattan soyutlanmıştır." Yapılan gösteriler farklılaşmış, bu durum yapı ölçeğindeki farklılıkları da beraberinde getirmiştir.

Şekil 4 Temsili bir Roma tiyatrosu.

Bu dönem tiyatro yapılarındaki en büyük değişiklik; oturma yerleri cavea’ların, Antik Dönem'deki gibi doğaya uyum sağlayarak bir yamaca değil; tonoz ve kemerlerle düz bir zemine oturtulması ve etrafının duvarlarla çevrilmesidir.5 Skene ve cavea birleşerek tek bir yapı oluşturur ve orkhestra yarım daire şeklini alır. Ayrıca orkhestra, ayrıcalıklı kişilerin seyir yeri olarak kullanılır. Sütun ve alınlıklardan oluşan skene, Antik Dönem'e göre çok yüksektir ve sütunların arasında heykeller vardır; skene bölümünün bu yeniliklerle bir bakıma oyunların dekoru olmaya başladığı söylenebilir (Şekil 5).

Şekil 5 Orange Roma Tiyatrosu, Fransa.

3) Orta Çağ Dönemi 

Orta Çağ Dönemi'nde tiyatrolar kilise tarafından yasaklansa da bir süre sonra tekrar kilisenin içinden yükselir; dini olaylar, kiliselerde tiyatro oyunları şeklinde canlandırılır. Mansiyon denilen kutsal olayın çevresini belirleyen yapılar, platea denilen kilise içinde belirlenmiş oyun alanına yerleştirilir. Kiliseler bu kurguyla tiyatro mekânları olarak karşımıza çıkarken çağın sonlarına doğru kilisenin halk üzerindeki etkisi zayıflamaya başlar ve tiyatro kilisenin dışına taşar.5

Şekil 6 Orta Çağ Dönemi pazar alanında eş zamanlı sahneleme.

Önce avlu ve bahçelere, sonra pazar yerleri, sokaklar, meydanlara taşan tiyatroda uzay sonsuz ve sınırsız kabul edilir. Bu yüzden birden fazla sahne eş zamanlı canlandırılır; hareketli ve hareketsiz sahnelemeler görülür. Hareketsiz mekânlar meydan, sokak, pazar yerleri iken, hareketli mekânlar pegeant adında arabalardır.4

Şekil 7 Hareketli tiyatro sahnesi, pegeant.

Arabanın perdeyle çevrili alt katı, oyuncuların hazırlıklarını yaptığı kulis işlevinde, arabanın üst katı ise, dört bir yanından seyredilebilen sahne mekânıdır (Şekil 7). Gösteri günü arabalar kentin farklı bölgelerinde oyunlar sahneler. Gösteri arabalarının boyutları ve gösteri için kaç araba gerektiği gibi durumlar oyundan oyunda farklılık gösterir.5 Orta Çağ'daki hareketli ve hareketsiz tiyatro mekân anlayışının günümüz sokak ve gezici tiyatrolarına referans verdiği söylenebilir.

4) Rönesans Dönemi 

Bu dönem tiyatroda Orta Çağ’ın dinsel oyunları bırakılarak Antik Yunan ve Roma eserlerine dönülür. Tiyatro yapıları Antik Yunan ve Roma formundan aldığı temel özellikleri kullanır ve mekânlar sarayların içerisine inşa edildiği için salon kültürü oluşmaya başlar.4 Bu dönemde İngiltere’de iki tür tiyatro yapısına rastlanır: Halk için çatısız binalar ve soylular için yapılan kapalı salon mekânlar. Çatısız halk tiyatrolarının kökeni, han avlularına dayanmaktadır. Dairesel ya da çokgen, üzeri açık, ortada bir avlu ve avluyu çevreleyen pencereli yüksek yapılar seyirci yerleri; localar olarak işlev görür.5 Buna en iyi örnek Londra’da bulunan Globe Tiyatrosu'dur.

Şekil 8 Globe tiyatrosu çizim.

Günümüzün tiyatro ve mekân ilişkisini anlamak için Rönesans Dönemi İtalya’sına bakılabilir. Dönemin günümüze ulaşmış en önemli tiyatro yapısı, 1581 yılında yapılan Teatro Olimpico, Roma tiyatrosunu andıran bir salon tiyatrosudur.4 Yapıda seyir yeri eliptik amfi şeklindedir, oyun yeri ve seyir yeri arasında yine eliptik bir orkhestra bulunur.

Şekil 9-10 Teatro Olimpico seyir alanı, sahne ve sokak manzaralı kapılar, İtalya.

Rönesans tiyatrosu resimle birlikte perspektife de önem verir ve mimar seyir yerinin tümüne perspektif tekniğiyle yaklaşır. Sahne cephesindeki beş kapı, yarım elips şeklindeki seyir yerinin tümünü karşılayacak şekilde yerleştirilir. Böylece her seyirciye perspektif algısı eşit bir şekilde yansıtılır. Her bir sahne kapısının arkasına sokak manzaraları eklenerek yedi sokağın kesişiminden oluşan meydan yanılsaması yaratılır.5 Tavanda resmedilen gökyüzü ile de Orta Çağ meydan tiyatrosu ve Roma Dönemi tiyatro yapılarının kapalı mekânda yeniden sentezlendiği söylenebilir.

Günümüz tiyatro yapılarında çerçeve sahne anlayışının ilk izleri yine Rönesans Dönemi İtalya’sında 1618 yılında yapılan Teatro Farnese’de görülür. Rönesans’ta Orta Çağ tiyatrosunun aksine uzam sınırlıdır ve bu yüzden seyircinin görüşünü sınırlayacak bir kadraja ihtiyaç duyulur. Farnese Tiyatrosu'nda kullanılan çerçeve, kadraj için gerekli görsellik ve yanılsamayı sunar; zamanla gelişerek günümüz çerçeve sahne tiyatro yapılarının da temellerini oluşturur.4

Şekil 11 Farnese Tiyatrosu, Fransa.

5) Barok Dönemi 

Barok Dönemi tiyatro yapılarında; 17. yüzyılın başlarında İtalya’da opera sanatının da gelişmesi ile orkestra çukuru tiyatro mekânlarına mimari bir unsur olarak eklenir. Rönesans’ın amfi biçimli seyir yerlerinin, seyircinin görüş ve duyma olanağını azalttığı düşünülüyordu; bu nedenle sahneye daha yakın olmak için duvarlara birkaç kat balkon yerleştirilerek oturma yerleri üst üste kurgulanmıştır (Şekil 12). Ayrıca saraylarda kurgulanan salon tiyatrolarının yerine tiyatro binaları yaygınlaştığı için bu yapılarda fuaye ve giriş holü de tiyatro yapılarının mimarisine katılmıştır.

Şekil 12 La Scala Opera ve Tiyatro Binası, Milano, İtalya.

6) 20 ve 21. Yüzyıl

20. yüzyıla kadar tiyatro mekânlarının sahne ve seyir yeri gelişimleri paralel ilerler.4 Bu gelişimlerle beraber 19. yüzyılın ikinci yarısında sinemanın keşfi ile sektörde ciddi bir rekabet oluşur ve bu keşif endüstrileşmeyi de beraberinde getirir. Sinema tiyatrodan rol çalmış olsa da tiyatro seyirciyle birebir ilişki kurduğu için seyircinin arasına karışır ve modern tiyatroya adım atılır. Hem içerik hem biçem olarak soyut ifadeler; oyun metni, dekor ve kostümlerde yer bulur. Mekânın sorgulanmasıyla izleyicinin mekân içindeki konumu da sorgulanır ve izleyicinin sabit bir yerde durmaması aksine performansın içine dâhil edilmesi üzerinde durulur.6 Çünkü sahnenin dinamikleşmesi ve sınırların ortadan kalkması gerekmektedir.

21. yüzyılın tiyatro mekânlarında ise sahne, seyirci yeri ve kulis üçlemesinin teknolojiye ve zamana uyumunu gösteren örnekler verilebilir ama bu konferans salonu tiplemesinden öteye gitmeyecektir. Bu nedenle 21. yüzyıl mekânları, tiyatroyu bir performans sanatı kabul edip seyircinin performansa dâhil edildiği, sahnenin ya da mekânın sabit olmadığı, sınırların kalktığı esnek tasarımlar üzerinden incelenecektir.

Şekil 13 Rounds Theater Pavilion, Şikago.

Rounds Theater Pavilion, 2016 Ragdale Ring Uluslararası Tasarım-İnşa yarışmasını kazanan bir tasarımdır. Şikago’nun 30 mil kuzeyinde kurulan bu geçici tiyatro pavyonu, bant kabuğu yapısıyla dalgalanmalar yaparak; çok sayıda oyuncuyu izleyici ilişkileri, performans türleri, sahne düzenlemeleri ve oturma seçenekleri sunar.7 Çok yönlü bir açık hava mekânı olarak tasarlanan pavyonda sahne sınırları ortadan kalkar, seyirci oyuna ve akışkan mekâna dâhil olur.

Şekil 14-15 Seyirci-oyuncu ve sahne ilişkisi.

Hollanda, Rotterdam’da Groterk Meydanı'nda Delftsevaart Kanalı ile katedralin arasına konumlanmış mekân, esnek tiyatro mekân anlayışının bir başka örneğidir. Tiyatro eserlerinin performansları için tasarlanan yapı, kanala paralel uzanan ve meydanın batı yakasını kapatan prizmatik bir hacimden oluşur. Bir platform üzerinde, 50 cm kalınlığında ve otuz metre uzunluğunda bir levhayı taşıyan iki kübik çekirdekten oluşur. Yan çekirdekler, depolama odası, tuvaletler ve bir sanatçı soyunma odası içerir.8

Şekil 16-17 Groterk Meydanında Tiyatro ve seyirci sahne ilişkisi.

Çerçeve yapısı ile şehrin siluetini dekor olarak kullanabilen yapı meydanda bulunması itibariyle de tiyatro, konser, sergi alanı gibi çok çeşitli bir kullanıma hizmet eder. Mekânın ve izleyicinin mekândaki konumu sorgulanarak tasarlanan bu yapılar, bilindik tiyatro mekânlarının sınırlarını ortadan kaldırarak oyunla seyircinin iç içe geçmesini sağlar. Her oyunun kendi mekânını yaratabilmesi için esnek alanlar bırakarak aynı mekânı farklı algılatır böylece her oyun kendi bağlamında mekânı yeniden yaratmış olur. 

Sınırların kalktığı, tiyatronun hayatın içine sızdığı ve mekânın oyuncuyla seyirciyi bir bütün haline getirdiği yerlerde nice oyunlar izlemek dileği ile.

1. Brockett, O. (2000). Tiyatro Tarihi. (Çev: Seviç Sokullu, Sibel Dinçel, Tülin Sağlam, Semih Çelenk, Selda B. Öndül, Beliz Güçbilmez). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları

2. Semercioğlu, B. (2020). Tarihsel Gelişim Sürecinde Tiyatronun İşlevi ve Yöntemi. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, S:8.

3. 6 Richard Sennett, Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir, Çev. Tuncay Birkan, 5.bs., İstanbul, Metis Yayınları, 2011, s. 49-51.

4. Temel, S. (2016). Tiyatro Mimarisinin Tiyatro Anlayışıyla Birlikte Gelişimi. Akademik Bakış Dergisi, S:55.

5. Er, C. (2019). Batı ve Türkiye Tiyatrosunda Mekan Dramaturjisi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul. (Danışman: Doç. Dr. Hasibe KALKAN)  

6. Arın, S. (2003). Çağdaş Tiyatro Mekanı. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.  İstanbul. (Danışman: Prof. Dr. Ahsen ÖZSOY)

7.https://www.archdaily.com/931150/rounds-theater-pavilion-sports?ad_medium=gallery 

8. https://www.publicspace.org/works/-/project/f042-urban-activators-theater-podium-brug-grotekerkplein 

Şekil 1, Şekil 6: Er, C. (2019). Batı ve Türkiye Tiyatrosunda Mekan Dramaturjisi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul. (Danışman: Doç. Dr. Hasibe KALKAN) 

Elif Pekince. Ankara Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde 4. sınıf öğrencisidir. Atölye117 adında mimarlık öğrencilerinin oluşturduğu, mimarlığa dair soran, üreten ve yayınlayan bir oluşumun kurucu üyelerindendir. Mimarlık ortamında olmayı, bağlamını mimarlıkla şekillendirmeyi seviyor. Analog fotoğraf çekimleri ve karakalem çalışmaları yapıyor.







Similar Posts

Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern
Mine Yesiralioğlu İskele Blog
Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern

Seri, daha seri üretelim! En hızlısı hangisi? En ileri gideni? En çabuk hareket edeni. Her şeyin “en”i makbul artık. Cıvatayı daha hızlı çeviren, makinenin çarkını daha hızlı döndüren işçilerin; hayatın sert köşelerini kıvrımlarla yumuşatmaya çalışan tasarımcıların; makineleşmeye çalışan insanların yaşadığı bir çağdayız, yani Charlie Chaplin’in "modern zaman"larındayız. Filmin başında karşımıza çıkan bir cümleyle başlıyoruz yolculuğumuza: İnsanlık mutluluk yolunda "koşuyor"!

Read more
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin
Ekin Ayan İskele Blog
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin

Çok katmanlı ve çok kültürlü bir "metropol" olan Berlin, aynı zamanda zıtlıklar şehridir. Tarih boyunca hem faşist hem de devrimci, hem kaotik hem de sakin birçok şekil almıştır. Avrupa'daki birçok tarihi şehir, sürekli yerleşimleri nedeniyle çok katmanlı şehirlerdir ancak Berlin'in kentsel arkeolojisini incelediğimizde, tekrar tekrar yıkıldığını, yeniden inşa edildiğini ve her seferinde yeniden yorumlandığını görürüz. Bir "ouroboros" gibi, kendini tüketir ve tekrar tekrar yeniden yaratır. Berlin’in bu yıkım ve yaratma süreçleri de ortaya çok katmanlı bir şehir çıkarır.

Read more
Oyunlaştırma Çerçevesinden Tasarım Odaklı Düşünme Metodolojisine Bakış
Arzu Kupsar İskele Blog
Oyunlaştırma Çerçevesinden Tasarım Odaklı Düşünme Metodolojisine Bakış

Son yıllarda ismini sıkça duyduğumuz Tasarım Odaklı Düşünme metodolojisi “tasarım” kelimesinin zihinlerimizde uyandırdığı ürün geliştirmekten ve estetik kaygılarla hareket etmekten çok daha fazlasını içeriyor. Stanford Üniversitesi’nde filizlenen bu yaklaşım neden bir anda popüler oldu ve iş ortamında olsun kişisel projeler için olsun nasıl tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlandı? Bu soruların cevabı oldukça basit. Çünkü bu yöntem, kurumların iş kültürlerini yenilemekten ve geliştirmekten tutun da çalışan motivasyonunun artırılmasına, eğitim ve sağlık gibi sistemlerin geliştirilmesinden kişinin kendi fikir tasarımını yapılandırmasına kadar çok yönlü alanlarda kullanabileceğiniz bir yaratıcı düşünme sürecine işaret ediyor.

Read more
Share
TR