Menü

Anasayfa / Blog

Mimarlık için Hayatta Kalma Rehberi
İskele Blog 16 Nisan 2021
Burcu Meral & Şule Karabıyıkoğlu

Mimarlık için Hayatta Kalma Rehberi

Sıklıkla en basit konuda dahi iki zıt kutupta yer alırız. Tam da bu yüzden ne zaman spekülatif bir iş görsek mutlaka üzerine konuşmak isteriz. Çünkü biliyoruz ki hiç düşünmediğimiz farklı perspektifleri ortaya koyacağız ve tartışma dallanıp budaklanacak. Böylece herkes bu tartışmadan payına düşeni alıp baştaki düşüncesini yeniden inşa etmeye girişecektir. Eğitim hayatımızın başından beri sürdürdüğümüz bu tartışmaları, WhatsApp, Zoom ve Ortabahçe’nin sınırlarını aşıp meşru bir zemine taşımak istedik.

Ve böylece “Mimarlık İçin Hayatta Kalma Rehberi” yazı dizisi ortaya çıktı. Yazı dizisinin adı her ne kadar öyle iddia etse de ciddiyetle bir ”survival kit” olmayı vadetmiyor.

Sadece biraz konuşmamız gerek...

Volume Dergisi'nde Bouman’ın bahsettiği gibi önceki yüzyılda birçok şey için anma töreni düzenlendi. Foucault için "insan", Barthes için "yazar" ölmüştü. Mimarlığın da bu kitlesel ölümlerden nasıl etkilendiğini tahayyül edebiliriz. Mimarlığın sanatsal özerkliğini ve özsaygısını muhafaza etme mücadelesi, bir anlamda ölümden kaçma çabası, çıkış yolunu dünyanın mutlak sistemini kabul etmekte buldu.¹ Hoşça kalın bütün ütopyacılar, kurtarıcılar ve dahiler… (Bouman, 2007)

Görsel 1: Work Issues From an Architecture Office, Failed Architecture.

Bilindiği üzere tehlike anında ortaya çıkan iki refleks bulunur: Savaş ya da kaç. Mimarlığın hayatta kalmak için kaçmak dolayısıyla da mevcut düzeni sürdüren sistemleri desteklemesi yerine, alternatif yollar araması gerektiğine inanıyoruz. Mimarlık için Hayatta Kalma Rehberi’nde akışı değiştirenleri veya değiştirmeye yeltenenleri göreceğiz. Değiştirmeye yeltenenleri belki de daha çok önemsiyoruz. Çünkü "Starchitects" tarafından tekil vizyonların empoze edilmesi, daha en başında dünyayı bu hale getiren birçok hatayı tekrar etmekten başka bir işe yaramıyor.² Bu projelerin çoğu iklim değişikliğinin temel nedenleriyle nadiren ilgileniyor ve dünyayı kurtarma mitiyle ürettikleri pahalı sistemler dünyayı yok etmeye devam ediyor.

Küresel ölçekte karşılaşmakta olduğumuz felaketlerle başa çıkmak üzere çeşitli devletler, teknoloji firmaları ve sivil girişimlerin sunduğu pek çok deneysel yaklaşımdan söz edilebilir. Suudi Arabistan’ın dünyanın ilk sıfır-karbon kenti olma iddiası ile büyük beklenti oluşturan "Masdar City" projesinin başarısız olduğu açıklamalarının üzerinden çok geçmemişken şimdi de gündeminde bir başka fütüristik kent olan "Neom" projesi var. Bunun yanı sıra herhangi bir sistemin başına "akıllı" kavramı eklenince (akıllı ev, akıllı şehir, akıllı yönetişim…) her probleme çözüm getirileceği algısı da giderek kanıksanıyor. Bir başka dev projeyi ise Bjarke Ingels Group (BIG) Mars Kolonisi için geliştiriyor.

Görsel 2: Neom City, Dezeen.

Mega projeler bir yandan devam ederken sunduğu perspektiflerin çeşitliliği ile daha kolektif/demokratik ve süreç odaklı gelecek senaryoları üreten oluşumlar da yok değil. "Spatial Agency" dünyadan çeşitli alternatif mimarlık uygulamalarını bir platformda toplayıp tanıtarak yapıyor bunu, "The Why Factory" ise çeşitli kurgusal gelecek senaryolarına akademi çatısı altında çözüm önerileri üreterek.

Öte yandan "Office for Unsolicited Architecture (OUA)" manifestosunu mimarın; işveren, arazi ve bütçe üçgeninden kurtulup özgürleşmesi üzerine inşa ediyor. "Talep edilmeyen mimarlık" = "unsolicited architecture" ifadesi daha önce değinilmemiş sorun, ihtiyaç ve istekleri bulup çözümler geliştiren bir mimari yaklaşımı tanımlamakta. Mimarın proaktif bir rol almasını teşvik eden ofis, sunduğu toolkit ile bütün mimarları hatta diğer disiplinleri de Unsolicited Architecture hareketinin bir parçası olmaya davet ediyor.

Görsel 3: Unsolicited or: The New Autonomy of Architecture, Volume Dergisi.

Bu tarz sivil oluşumların deneysel perspektiflerinin küresel politika düzeyine taşındığı çok fazla örnek yok. Ancak son zamanlarda bu yönde bir hareketliliğin oluştuğunu görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonu, Covid-19 sonrası önemli kalkınma politikalarından birinin de yeni bir Bauhaus Okulu kurmak olduğunu söyledi. Multidisipliner bir yaklaşım ile değişimin akademiden başlayarak hayatın her alanına yayıldığı ilk Bauhaus’un başarısına bakılarak, bu haberin büyük merak ve heyecan uyandırdığı açık. Fakat bizi hayal kırıklığına uğratan devam filmlerini de düşünmeden edemiyoruz.

Bu bölüme özgü olarak değindiğimiz proje, ofis ve yaklaşımlar aracılığıyla yazı dizisinin genel çerçevesini tanımlamak ve sizlerle tanışmak istedik. Mimarlığın geleceğine dair yeni bir vizyon ortaya koyan uygulamaları daha da derinlemesine tartışmak üzere, önümüzdeki bölümlerin her birinde farklı bir pratiği ele alıyor olacağız.

Şimdi kısaca bu vizyonları paylaşırken nasıl bir yöntem izleyeceğimizden bahsetmek istiyoruz. Yazı dizisi boyunca iki farklı görüşün çatışmasından doğan bir sentezi izliyor olacağız. Peki bu görüşlerin arkasında kim var? Ne var? Hangi derin güçler var?

Fikirlerinizle ilgili kısa tanımlamalarda bulunmak oldukça zor. Fakat bazı verileri hızlıca sunmanın en kolay yolu da bu derinliksiz tanımlardan geçiyor. Avatarlarımızı oluşturmak uğruna bazı düşünceleri, düşleri ortaya dökeceğiz.

Siz de kendi avatarınızı oluşturmak için seçeneklere puan vererek ankete katılabilirsiniz!


İlk yazının tartışma konusu olan Liam Young’ın Planet City projesinde görüşmek üzere!

1 Office for Unsolicited Architecture, “Unsolicited or: The New Autonomy of Architecture”, Volume Dergisi, 14 (2007)

2 Marcus Fairs, “Liam Young's Planet City could tackle climate change by housing 10 billion people in a single metropolis”, Dezeen, (2021)

3 Marcus Fairs, “Liam Young's Planet City could tackle climate change by housing 10 billion people in a single metropolis”, Dezeen, (2021)

4 Turgut Uyar, “Büyük Saat”, Yapı Kredi Yayınları, (2016)

Burcu Meral. 2020 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki mimarlık eğitimini tamamladı. 2019 yılında Münih Teknik Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli ofislerde staj yaptı ve workshoplara katıldı.

Şule Karabıyıkoğlu. 2021 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki mimarlık eğitimini tamamladı. 2019 yılında Stuttgart Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Çeşitli ofislerde staj yaptı ve workshoplara katıldı. İkinci anadalı olan şehir ve bölge planlama bölümündeki eğitimine devam ediyor.

 


Benzer İçerikler

Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern
Mine Yesiralioğlu İskele Blog
Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern

Seri, daha seri üretelim! En hızlısı hangisi? En ileri gideni? En çabuk hareket edeni. Her şeyin “en”i makbul artık. Cıvatayı daha hızlı çeviren, makinenin çarkını daha hızlı döndüren işçilerin; hayatın sert köşelerini kıvrımlarla yumuşatmaya çalışan tasarımcıların; makineleşmeye çalışan insanların yaşadığı bir çağdayız, yani Charlie Chaplin’in "modern zaman"larındayız. Filmin başında karşımıza çıkan bir cümleyle başlıyoruz yolculuğumuza: İnsanlık mutluluk yolunda "koşuyor"!

Devamını oku
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin
Ekin Ayan İskele Blog
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin

Çok katmanlı ve çok kültürlü bir "metropol" olan Berlin, aynı zamanda zıtlıklar şehridir. Tarih boyunca hem faşist hem de devrimci, hem kaotik hem de sakin birçok şekil almıştır. Avrupa'daki birçok tarihi şehir, sürekli yerleşimleri nedeniyle çok katmanlı şehirlerdir ancak Berlin'in kentsel arkeolojisini incelediğimizde, tekrar tekrar yıkıldığını, yeniden inşa edildiğini ve her seferinde yeniden yorumlandığını görürüz. Bir "ouroboros" gibi, kendini tüketir ve tekrar tekrar yeniden yaratır. Berlin’in bu yıkım ve yaratma süreçleri de ortaya çok katmanlı bir şehir çıkarır.

Devamını oku
Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu
Elif Pekince İskele Blog
Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu

Bir tiyatro mekânı; perde, koltuk ve spot ışıklarından mı oluşur yoksa her oyun kendi zaman ve yerini yaratabilecek esnek mekânlara mı ihtiyaç duyar? Bu sorulara cevap verebilmek için tiyatronun ve tiyatro yapılarının tarihini biraz irdelemek gerekiyor.

Devamını oku
Paylaş
EN