Menü

Anasayfa / Blog

Peyami’nin Mekânı: Fatih Harbiye
İskele Blog 01 Nisan 2021
Eren Can Altay

Peyami’nin Mekânı: Fatih Harbiye

Modern zamanın en ulvi bilgi kaynağı Vikipedi’de yer alan tanıma göre roman, bir kişinin ya da bir grup insanın başından geçenleri, onların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen uzun kurgusal anlatıma denir. Ancak çok katmanlı yapısı içerisinde romanı sadece bir hikâye ve anlatı dizisi olarak tanımlamak yetersiz kalır. Öyle ki anlatının ana odağında meydana gelen hadiseler çoğu zaman romanın anlatmakta olduğu şeyi perdeleme görevi görür ve bu perdenin ardında daha derin, yoruma açık ve inceleme gerektiren alt katmanları barındırır. Bu katmanlar birbirinden farklı disiplinlerin kendilerine has yöntemleri ile çeşitli analizlere tabi tutulabilir. Felsefe yoluyla olgular, tarih yoluyla olaylar ve arka plan, mimarlık yoluyla ise mekânsal analizler yapılabilir. 

Ön planda akan olay örgüsünü güçlendirecek, ona anlam katacak katmanlardan biri olarak mekân, romanın, o sevilen söylemi ile karakterlerin iç dünya anlatımlarına zıt bir konumda yer alır. İlk bakışta bireyden kopuk, bağımsız ve bir dış dünya betimlemesidir. Psikolojik dönüşümlere nazaran karakterden çok daha bağımsızdır. Bu açılardan çoğu zaman bireye odaklanan bir yazılı eserde mekân göz ardı edilebilir veya romanın analizinde yer almaz. Ancak kurgusal olmayan hayattaki karakterler gibi bir roman karakteri de çevresi ve zamanı tarafından oluşturulur. Hangi şehirde yaşadığı, nerelerde gezdiği, nasıl bir evde oturduğu karakteri oluşturan mekânsal etmenlerden sadece birkaçıdır. En yüzeysel şekilde açıkladığım mekân kullanımı, barındırdığı metaforlar ve gerçek hayat ile kurduğu ilişkiler ile olay akışında bahsedilemeyecek bağlantıları içinde saklar. Her nasıl Albert Camus ile Yabancı romanının ana karakteri arasında Cezayir üzerinden (en basit şekliyle) kurgudan gerçeğe bir bağlantı kurulabilir ise Tolstoy yazınında da Petersburg ve Moskova arasında kurulan anlamsal farklar mekânı hem toplumsal hem de bireysel düzlemde anlamlandırabilmemizi sağlar. 

Türk romanında da mekânsal metaforların kullanımı fazlasıyla mevcuttur. Zira sorunlarını mekânsal olarak görünür kılmaya alışmış bir coğrafyanın ürünüdürler. İlk ürünlerini İstanbul gibi tek bir mekân üzerinden üretmeye başlar Türk romancıları. Zaman ile İstanbul ve taşra ayrımı gibi net bir ayrım ile devam eden roman macerası, değişik politik etkiler içerisinde farklı coğrafyalara yönelir ve dönemin konjonktürüne uygun ürünler çıkarır. Bu yüzdendir ki Cevat Şakirler, Yaşar Kemaller İstanbul’dan ziyade Ege’yi, Çukurova’yı konu edinirler. Cumhuriyetin ilanından sonra Kemalist ideolojinin domine ettiği siyasi ortam, eserlerin odağını eski payitahttan Anadolu’ya yöneltir. Bununla beraber Türk roman tarihinin başladığı yerin taşrayı yok sayan ve İstanbul odağında tek merkezlilik yaratan bir anlatım olduğunu söylemek de yanlış sayılmaz. Tarihsel bağlamda romanı bu şekilde etkileyen mekân ve coğrafya daha küçük ölçekte tekil romanların içlerinde daha net anlamları barındırır. 

İsminden de rahat bir şekilde anlaşılabileceği gibi Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye’si dönemin fikir çatışmalarını iki semt üzerinden verir. Safa, bu iki semti rastgele seçmemiştir elbette. Rus romanlarında Petersburg ve Moskova şehirleri üzerinden kimlik çatışması ve batılılık olguları, Anadolu’da -daha doğrusu İstanbul’da- iki farklı semtte karşılık bulur. Keza yeni kurulmakta olan Cumhuriyet başkenti bu tür çatışmaların bir aktörü olmak için fazlaca yenidir ve İstanbul gibi bir şehirle yarışamamaktadır. Onun yerine batılılaşma ve kimlik çatışması, her tür grubun içinde görünür olduğu, İstanbul’un kendi içinde mekansallaşır. Bir tarafta gücünü tarihsel bir devamlılıktan alan ve geleneğin kuralları ile oynayan Fatih, diğer tarafta ise Batı’nın şehir içindeki tekabülü konumunda yer alan Harbiye vardır. 

“Galatasaray’dan Tünel‘e doğru yürüdüler. Neriman Beyoğlu’na çıktığı vakit, halis Türk mahallelerinde oturanların çoğu gibi, kendini büyük bir seyahat yapmış sanırdı.”1

İşte bu kadar farklıdır iki mekân karakterlerin gözünde. Bu iki düzen arasında sıkışan karakterler, olay örgüsünde aşk-kıskançlık ve olağan sosyal ilişkilerin içindedirler. Ancak Harbiye olarak betimlenen yerin anlamı, tüm romana farklı bir katman oluşturur. Türk romanının meşhur konusu olan Doğulu olmak veya Batılı olmak, bir tramvay yolculuğudur artık. Net bir taraf yoktur romanda. Doğululuk ya da Batılılık farklı yönleriyle ele alınmaktadır ve okuyucular karakterlerin hareketleri üzerinden kendilerini konumlandırmakta veya karakterler gibi arada kalmaktadırlar. Şehir, romanın arka planını oluşturmaz da, sanki olaylar şehrin arka planında işler. Semtler romanın karakterleridirler. 

Görsel: Eda Demir, illustration.ed, 2021.

Semtler ile oluşturulan mekânlar ve anlamlar yönelim ile birbirlerine bağlanır. Romandaki dinamizm bir tramvay gibi hareket eder. Ancak küçük bir detay roman akışında önemli bir yere sahiptir. 

“Neriman sokakta koşuyor. Epey yürüdü. Harbiye’den Fatih’e giden tramvaya bindi.”2 

Romanın çözülme sürecindeki bu yolculuk Doğulu ve Batılı fikirler üzerinde bir ipucuna sahiptir. Neriman ilk kez tramvaya Harbiye’den binmiştir. Bu ana kadar olan tüm tramvay yolculukları Fatih yönünden Harbiye’ye doğrudur. Ancak Neriman’ın iç çatışmaları ve Şinasi’ye karşı düşünceleri onu bu kez farklı bir istikamette ilerletmektedir. Bunun ise karakterlerde zaten okunan arada kalmışlığı güçlendirecek bir mekânsal destek oluşturduğu aşikârdır.

Bahsedilen çözüm sürecinden önce ise karmaşık duygulara sahip karakterler, farklı zamanlardaki tezat düşüncelerini yine mekân üzerinden ortaya koyarlar.

“Allah aşkına bak! Dedi, yol üstünde mezarlık olur mu? Koskoca cadde... Ortasında mezarlık... Mezarlıklar arasında yaşıyoruz.”3

Neriman, romanın ilk sayfalarında söyler bu sözünü. Batılı düşüncelere olan sempatisini, Doğulu şehrin mekânına bir eleştiri getirerek sunar. Mezarlıklar ise sadece birer taş parçası değildir aslında. Neriman’ın kaçmak istediği Doğulu bir düşünce yapısıdır. 

Ancak başka bir bölümde de şehrin bir mekanı hatırlatır Neriman’a, Şinasi’nin anısını. En bunalmış anında gelir bu fark ediş Neriman’a. 

“Liseye giderken sabahları Şinasi’yi bu yol üzerinde beklediği günlerin heyecanını hatırladı. Ekseriya uğrayıp oturdukları tanıdık bir kırtasiyeci dükkânının önünden de geçiyordu. İçeriye baktı ve loş havası içinde birçok hatıralar gizleyen bu dükkân onu en uzak maziye kadar çekti.” 

Neriman’ın hatıraları bir kırtasiye ile cisimleşir. Bu an ise Macit ile Şinasi arasında kalmış olan Neriman için saygı ve kabulleniş anıdır. Romanın bu bölümüne kadar Macit’in, yani Batılı fikirlerin ağırlığı hâkim iken, şehre kazınmış anılar ile eski olanla -Şinasi- tekrar bağ kurulur. Şarkiyatçı düşüncenin kimlik ile tarihi bağdaştıran düşüncesi yol kenarındaki bir kırtasiye ile mekansallaştırılır. 

Mekanların anlatım yöntemine etkileri daha birçok romanda kullanılan bir yöntem olarak öne çıkar. Türk roman yazını ise bu durumdan azade değildir. Her ne kadar tek bir romandan bahsedilmiş olsa da nice romanın içerisinde bu saklı mekansallaştırmalar mevcut şekilde beklemekteler. Bu sebepledir ki bu metin bitmiş bir yazının çok ötesinde, sadece bir başlangıç niteliğindedir....


1 Safa, P., Fatih-Harbiye, S. 29 Ötüken Yayınları, 2000.
2 Safa, P., Fatih-Harbiye, S. 102 Ötüken Yayınları, 2000.
3 Safa, P., Fatih-Harbiye, S. 28 Ötüken Yayınları, 2000.


Eren Can Altay. Bahçeşehir Üniversitesi’nde mimarlık lisans eğitimi almış ve bu süre zarfında çeşitli mimarî yarışmalara katılmıştır. “Şehrin Yatay Düzlemleri” projesi ile 2014 Ytong mimarî fikir yarışmasında eşdeğer ödüle layık görülmüştür. Yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Tarihi, Teorisi ve Eleştirisi bölümünde tamamlamış ve “Alternatif Kamusal Alan Olarak Artık Mekan ve Bireysel Kullanım Olasılıkları” başlıklı teziyle buradan mezun olmuştur. XXI ve Betonart gibi mimarî dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Salt ve TAK gibi kurumlarda sunumlar gerçekleştiren Eren, mimarlığı “öğrenmeye” devam etmektedir.




 


Benzer İçerikler

Kürk Mantolu Madonna’da Mekân Kullanımı
Eren Can Altay İskele Blog
Kürk Mantolu Madonna’da Mekân Kullanımı

Sabahattin Ali’nin "Kürk Mantolu Madonna" eserinde, farklı metinlerin odağına yerleşen toplumsal hafızanın mekân üzerinden kurgulanma izlencesi, yerini bireysel bir hafıza üretimine bırakır. Sabahattin Ali'nin de gösterdiği gibi, mekânsal kullanım ideolojik ya da düşünsel bir anlam içermek zorunda değildir. Aksine, Kürk Mantolu Madonna'da görülen durum, mekânın haylice bireysel bir kullanımıdır.

Devamını oku
Aydınlanmanın Üç Hali
Elif Kan İskele Blog
Aydınlanmanın Üç Hali

Bilimsel araştırmanın ve özgür düşüncenin kilise tarafından kontrol edildiği Orta Çağ Avrupası’nın sonrasında gelen Rönesans ile birlikte sanatta, felsefede, bilimde ve mimaride önemli çalışmalar başlamış, sonrasında da kilisenin dini baskılarına karşı reform hareketleri meydana gelmiştir.

Devamını oku
Paylaş
EN