Menü

Anasayfa / Blog

Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern
İskele Blog 11 Eylül 2021
Mine Yesiralioğlu

Akımlarla Tasarım Yaklaşımları: Streamline Modern

Seri, daha seri üretelim! En hızlısı hangisi? En ileri gideni? En çabuk hareket edeni. Her şeyin "en"i makbul artık. Cıvatayı daha hızlı çeviren, makinenin çarkını daha hızlı döndüren işçilerin; hayatın sert köşelerini kıvrımlarla yumuşatmaya çalışan tasarımcıların; makineleşmeye çalışan insanların yaşadığı bir çağdayız, yani Charlie Chaplin’in "modern zaman"larındayız. Filmin başında karşımıza çıkan bir cümleyle başlıyoruz yolculuğumuza: İnsanlık mutluluk yolunda "koşuyor"!

Evet koşuyor çünkü artık bant üzerinden akan ürünlerin bir köşesine bile binlerce kişinin dokunduğu, üretimi bir saniyeliğine yavaşlatabilecek tek bir aksaklığa dahi tahammülün olmadığı bir dönemdeyiz. Modernizm'in "hızla" yükseldiği, Fordizm’in tüketici kitleleri, yığınsal üretimlerle peşinden sürüklediği zamanlar. Silindirik formların, uzun yatay çizgilerin, eğrisel yüzeylerin; ütü ve lamba gibi gündelik eşyalardan liman binaları ve tren istasyonları gibi büyük yapılara değin her yerde karşımıza çıktığı yıllar. Tıpkı sanayideki Fordist üretim tipinde olduğu gibi tasarım estetiğinde de hacimler sadeleştirilmiş ve kütlelerde hiçbir engele takılmayarak hızla akan çizgilerden oluşan formlar benimseniyor. Bu formların önemli bir görevi daha vardı; o da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt’in (1933-1945) "Yeni Düzen"ini şekillendirmek. Ekonomisi büyük oranda tüketime dayalı olan Amerika’da "iyi" tasarlanmış ürünlerin, sahip oldukları akışkan çizgili formlarla kolayca üretilmesi ve belirli bir kitleden ziyade herkese hitap ederek tüketimi kitlesel ölçekte artırması hedefleniyor. Peki neydi bu Streamline Modern?

Streamline Modern’in Doğuşu

Streamline Modern; 1933’de Chicago’da, 1939’da New York’ta yapılan Dünya Fuarı'nda; "Bugünün araçlarıyla yarını inşa etme"1 mottosuyla tüm dünyaya duyurulan bir akımdır. I. Dünya Savaşı’nın ve Amerika’da yaşanan Büyük Buhran’ın (1929) ardından; geçmişin zorluklarından arınmaya çalışan ve hızla modernleşen toplumların; seri üretim tutkularının, hız ve dinamizm kavramlarına duydukları hayranlığın bir yansımasıdır. Evlerde mutfağın bir köşesinde duran tost makinesinin endüstriyel tasarımından; yüzlerce insanın ve hızla akan trenlerin doldurduğu tren istasyonların mimari tasarımlarına değin etkili olan Streamline Modern, aerodinamik formların yarattığı "hız"ın peşinde sürüklenmektedir. Reklamcı Earnest Elmo Calkins günlük kullanım eşyalarının yalnızca verimli olmasının yeterli olmadığını ve bu nesnelerin "stilize edilerek" tüketim hızının artacağını savunmuştur.4 1939 yılında New York Fuarı’nda General Motors şirketinin ünlü sergisi Futurama’nın tasarımcısı Norman Bel Geddes hız kavramı hakkındaki düşüncelerini şu şekilde açıklamıştır: "Hız bizim çağımızın feryadıdır ve geleceğin hedefleri ise daha yüksek hızdır."2 

Görsel 1-3 New York Dünya Fuarı'nda Norman Bel Geddes'in şehir tasarımları, Wikipedia.

1939’da New York Dünya Fuarı’ndaki "Ulaşım" alanı için ayrılan kısımda sergilenen Geleceğin Şehri’nden birkaç kare… "Geleceği gördüm!" diye haykıran ve gerek sahne tasarımlarında gerekse endüstriyel tasarımlarında aerodinamik formları öne çıkaran ilk isimlerden olan Norman Bel Geddes’in "şehir tasarımları". Devasa otobanların şehri ele geçirdiği, otomobillerin yayaları sokaklardan hızla sildiği Futuramama diyoraması’nda Geddes, sizce de geleceğin ulağı rolünü çok iyi oynamamış mı?

Görsel 4-5 New York Dünya Fuarı ve Chicago Dünya Fuarı posterleri.

Fuarın "Yeni Günün Doğuşu"nu ve geleceğin tarihini simgeleyen posterleri. Aynı zamanda Streamline Modern’in  (1930- 1945) "hızlıca" yükseleceğinin de habercileri.

Görsel 6-7 Kent Uyanıyor, 1910 ve Sokağın Bütün Gürültüsü İçeride, 1911, Umberto Boccioni.
Yüzyıl başında hız kavramının getirecekleri veya belki de götürecekleri "yavaş yavaş" kendini yaşamın, sanatın her alanında hissettiriyordu. Çağın ruhu; Ressam Umberto Boccioni’nin şehri boyadığı renklerde, silüeti oluşturduğu hareketli çizgilerde gizliydi. Boccioni bu durumu "İş gücü, ışık ve hareketin bir karışımını yapmak istedim." diyerek anlatıyordu.

Streamline Modern’in Tasarım Prensipleri

Peki ya neydi formlardaki bu dinamizmin nedeni? Okyanuslarda süzülen transatlantiklerin pencerelerini, sokak aralarındaki araba camlarına taşıyan bu akımın "ilham perisi" kimdi? 1920’lerin endüstri-zanaat ikilemini kucaklayan Art Deco akımına göz kırpan Streamline Modern’in, özünü oluşturan bu aerodinamik formların sırrı neydi? Bu sırrı çözmek için uçaklara, denizaltılarına, otomobillere, gemilere ve trenlere biniyoruz, yani "hız" yapan araçlara. Birbirleriyle yarışan hız tutkunu bu araçların ortak noktası olan, aerodinamik formlar, saklanan sırrı açığa çıkarıyor. Hava direncini kırarak, sürtünme kuvvetini en aza indirmeyi amaçlayan bu tasarımlar, çağın gerektirdiği yüksek hız ihtiyacını, yalın ve akışkan formlarla, eğrisel dinamik çizgilerle karşılıyordu. 


Görsel 8-10 Burlington Treni (1934), Dymaxion, (1933) ve Chrysler Airflow (1934).

İşte, Streamline tam da böyle bir noktadan, 1935’te  Le Havre’den New York Limanı’na yaptığı ilk seferle transatlantik seyahatte çığır açan SS Normandie gemisinin yuvarlak hatlı katlarından, upuzun yatay pencerelerinden, "yumuşak" iç mekân mobilyalarından doğuyordu. Fransa’da French Line için inşa edilen SS Normandie, devrinin en hızlı ve en büyük yolcu gemisi olmasının yanı sıra Fransa'da bu akımın Style Paquebot yani  "okyanus gemisi stili" olarak anılmasını sağlamıştı. Sert ve keskin köşeleri, yaşamın zorluklarını yumuşatan bu "deniz etkisi" endüstriyel ve mimari tasarımların her parçasına tesir etmişti. "Bir şeyi, havada veya suda kolayca hareket edebilecek şekilde biçimlendirmek ve bir şeyin daha iyi çalışması için özellikle basitleştirerek geliştirmek."3 anlamına gelen streamlining, akımdan çok yeniliklerle dolu günlerin temsilcisi, makine estetiğine duyulan hayranlığın bir simgesiydi. 

Görsel 11 SS Normandie'nin çizimi.

SS Normandie’nin cephesi ve iç mekan tasarımlarında kullanılan mobilyaları Streamline Modern’in kaynağını hızdan alan aerodinamik formların özelliklerini yansıtıyordu.

Görsel 12-13 SS Normandie'nin iç mekan tasarımları, The National WWII Museum.

Streamline Modern Örnekleri

Dönemin baş döndürücü hızına yetişebilmek ancak  "Kitlesel tüketim için, kitlesel üretim" yapmakla mümkündü. Radyo, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi gibi günlük kullanım objelerinden liman binaları, tren istasyonları gibi devasa yapılara kadar hissedilen "hızla" ilerleme arzusu tüketim kültürünün de başlangıcını oluşturuyordu. Bu yüzden akımın en belirgin örnekleri otobüs ve tren istasyonları, havaalanları, konaklama yerleri gibi ulaşımla ilgili binalarda görüldü. 

Görsel 14-15 Streamline akımının örnek yapıları, Flickr.

Art Deco’nun dik açılı sert geometrilerinin, egzotik materyallerle süslenen cephelerinin yerini; Streamline Modern’in eğrisel yüzeyleri, okyanus mavisinin hafifliğini taşıyan cepheleri aldı. Öyle ki evlerin pencereleriyle gemilerdeki lombozlar, fabrikaların yuvarlatılmış köşeleriyle evlerdeki süpürgelerin kulpları, denizdeki dalgaların pastel mavisiyle yol kenarındaki kafelerin duvarları birbirlerinin yerine geçtikleri bir oyuna başladılar. 

Dalga benzeri formların, kıvrımlı yapıların, düz çatıların ve yatay pencerelerin büyüsüne kapılan tasarımcılar, ürettiği dinamik formlarla "eski" hayatın zorlu ve engebeli yokuşlarını "yeni" hayatın sunduğu imkanlarla aşmaya çalışmışlardır. Hız kesmeden, hiçbir engele takılmadan ve asla durmadan koşulabilecek yolları keşfeden bu akımın etkisini hissetmek isterseniz, Taksim’deki Tüten Apartmanı’nın cephelerinde gezinebilirsiniz!

Görsel 16-18 Tüten Apartmanı'ndan fotoğraflar, Mine Yesiralioğlu.

Mimarlığın, ambalajların, gemilerin, otomobillerin, kalemtıraşların, ütülerin tasarım yolculuklarında birbirleriyle karşılaşmasını sağlayan Streamline Modern, aynı zamanda, özellikle Amerika’da yaygınlaşan ‘endüstriyel tasarımlar’ın, gelecekteki "hız" dünyasının çekirdeğini oluşturmuştur. Bugün, gelecekten sesleniyoruz, hala kaybedecek tek bir saniyemiz, hiç "boş vaktimiz" yok! Hep "hızlı hızlı" koşuyoruz, Yusuf Atılgan’ın "Aylak Adam"ının deneyimlerinin keyfine varamadan tüketiyoruz, tüketiyoruz, tüketiyoruz. Nesneleri, "yaşam hızımız"ı, ve en çok da çarçabuk geçen zamanımızı…

Serinin ilk yazısını buradan okuyabilirsiniz.

1- David A. Hanks and Anne Hoy. American Streamlined Design: The World of Tomorrow. Paris: Flammarion, 2005.

2- Szerlip, B. A. (2017). The Man Who Designed the Future: Norman Bel Geddes and the Invention of Twentieth-Century America. Melville House.

3- https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/streamline

Streamlining: Güncelleştirmek, modernize etmek 

(https://www.merriam-webster.com/dictionary/streamline

4- https://www.nytimes.com/2012/12/09/books/review/norman-bel-geddes-designs-america-and-more.html 

Mine Yesiralioğlu. 2018 yılında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde tamamladığı mimarlık eğitiminin ardından İstanbul’a dönerek hep hayalini kurduğu yüksek lisans eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Bölümü’nde başladı. Şu anda eğitimine devam ediyor. Boğaz’da uzun yürüyüşler yapmaya; sokaklara, tarihi yapılara, gökyüzünü ve denizi seyretmeye hayran bir mimar. Şehrin görsel boyutlarında kaybolarak fotoğraf çekmeyi, okumayı, sohbet etmeyi, müze gezmeyi, seyahat etmeyi, pilates yapmayı ve en çok da gülmeyi seviyor. 

Benzer İçerikler

Aydınlanmanın Üç Hali
Elif Kan İskele Blog
Aydınlanmanın Üç Hali

Bilimsel araştırmanın ve özgür düşüncenin kilise tarafından kontrol edildiği Orta Çağ Avrupası’nın sonrasında gelen Rönesans ile birlikte sanatta, felsefede, bilimde ve mimaride önemli çalışmalar başlamış, sonrasında da kilisenin dini baskılarına karşı reform hareketleri meydana gelmiştir.

Devamını oku
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin
Ekin Ayan İskele Blog
Yıkılmış ve Yeniden Doğmuş Bir Kent: Berlin

Çok katmanlı ve çok kültürlü bir "metropol" olan Berlin, aynı zamanda zıtlıklar şehridir. Tarih boyunca hem faşist hem de devrimci, hem kaotik hem de sakin birçok şekil almıştır. Avrupa'daki birçok tarihi şehir, sürekli yerleşimleri nedeniyle çok katmanlı şehirlerdir ancak Berlin'in kentsel arkeolojisini incelediğimizde, tekrar tekrar yıkıldığını, yeniden inşa edildiğini ve her seferinde yeniden yorumlandığını görürüz. Bir "ouroboros" gibi, kendini tüketir ve tekrar tekrar yeniden yaratır. Berlin’in bu yıkım ve yaratma süreçleri de ortaya çok katmanlı bir şehir çıkarır.

Devamını oku
Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu
Elif Pekince İskele Blog
Bellek: Tiyatroda Mekan Kurgusu

Bir tiyatro mekânı; perde, koltuk ve spot ışıklarından mı oluşur yoksa her oyun kendi zaman ve yerini yaratabilecek esnek mekânlara mı ihtiyaç duyar? Bu sorulara cevap verebilmek için tiyatronun ve tiyatro yapılarının tarihini biraz irdelemek gerekiyor.

Devamını oku
Paylaş
EN