Menü

Anasayfa / Blog

“Kendin Yap” Kentleşme Hareketi ve Kentsel Aidiyet
İskele Blog 27 Mart 2020
Yeşim Alpaydın

“Kendin Yap” Kentleşme Hareketi ve Kentsel Aidiyet

Uzak tarihi Antik Roma Dönemi’ne kadar uzanan kentleşme fenomeni, son yüzyıllarda benzersiz bir dönüşüme tabii olmayı sürdürüyor. Endüstriyel devrimin başlangıcından itibaren insan nüfusu yaklaşık 6,5 milyarlık bir artış gösterdi. Günümüzde özellikle kentsel alanlarda yaşanan hızlı ve aritmik değişimler sonucunda nüfus ve kent, simbiyotik ilişkisini çoktan yitirdi. Resmi planlama uygulamalarının kentlinin ihtiyaçlarına cevap veremediği noktalarda ortaya çıkan informal, yaratıcı ve çoğunlukla anonim müdahaleler "Kendin Yap Kentleşme (DIY Urbanism)" kavramını ortaya çıkardı.

“Taktiksel Kentleşme inşa edilmiş çevrede, genellikle şehirlerde, yapılan düşük maliyetli ve geçici değişiklikler koleksiyonunu tanımlamak için kullanılan bir şemsiye terimidir, kentsel toplanma yerleri ve yerel komşulukları geliştirmek hedeflenir. Taktiksel Kentleşme ayrıca yaygın olarak gerilla şehircilik, pop-up şehircilik, şehir onarımı veya D. I. Y. şehircilik olarak da anılır.”
Kısacası bu kavram, giderek kabuk değiştiren kent planlarının düzenleyicisi ve uygulayıcısı konumundaki yerel yönetimlerin ve otoritelerin öngöremediği boşlukları doldurmayı amaçlamaktadır. Kimi durumda bir mahallenin kendisi (örn. Brezilya Favelaları), bazı durumlarda ise bir sokak için yapılan el emeği müdahaleler ve çeşitli sokak sanatları kendin yap” kentleşme pratiklerine örnek oluşturmaktadır. Bu pratiklerin pek çoğu mekanda geçici olarak var olmasına rağmen müdahalelerin süresi, ölçeği ve niyetleri çeşitlilik göstermektedir. Kentlerin çoğunlukla kültürel belleğinden azade kılınan tekdüze kullanım biçimlerine karşı spontane bir dil yaratan “kendin yap” kentleşme pratikleri, kente karşı kendini sorumlu hisseden bireylerin tabanda bütünleşmesini mümkün kılmaktadır. Aynı zamanda tepeden aşağıya planlama (top-down planning) yaklaşımlarını sorgulamaktadır.

Türkiye’de ise özellikle son yıllarda kamusal müdahaleler söz konusu olduğu zaman ehlileşmiş kentli profili çözünmeye gayret göstermektedir. Kamusal alanın son çeyreklerde kullanılan veya faydalanılan bir düzlem olmaktan uzaklaşıp kaybedilen ya da korunması gereken bir mekana dönüşmesi pek çok toplumsal savunmayı beraberinde getirmektedir. Kuzguncuk Bostanı bunun ana akım örneklerinin biri olmasının yanı sıra 2013 yılında kurulan Roma Bostanı taktiksel kentleşmenin dikkate değer örneklerinden birini oluşturmaktadır. Böylelikle hiçbir kentsel planın yaşam ölçeğine inmedikçe tamamlanmadığı ve bağlı değişkenler sayesinde muğlaklığı avantaja dönüştürebileceği kanıtlanmaktadır.

Uzun yıllardır tartışılagelen planlama süreçlerinde katılım modelleri, geçirimsiz bazı kentsel uygulamaların önüne geçmek için önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Diğer tasarım kollarından farklı olarak kent planlaması, doğrudan insan yaşamının çerçevesini değiştirme gücüne sahiptir. Fakat ölçek genişledikçe hakimiyet kapasitesi azalabilmekte ve yavaş işleyen bürokrasisinin de etkisiyle formal planların bir bölgenin tüm mekansal, ekonomik ve sosyo-kültürel taleplerine vakıf olma şansı azalmaktadır. Yeni bir katılım modeli olarak “kendin yap” kentleşme pratikleri, değişen kolektif ihtiyaçlara yaratıcı müdahalelerle çözüm üretmektedir.

Roma Bostanı

Kuzguncuk Bostanı, Türkiye Tasarım Vakfı

Kentlileri bu müdahaleleri yapmaya iten dürtü ise bir diğer önemli noktayı işaret etmektedir. Nitekim Aristoteles’in yaptığı meşhur kent tanıtımı kökten bir kavrayışa değinmektedir: “Bir şehir farklı tür insanlardan oluşur; benzer insanlar bir şehir meydana getiremezler.”1 Tüm bu bireysel ve kültürel özniteliklerin farklılığı çok katmanlı bir kent kimliği yaratmaktadır. Ancak, farklı alt kültürlerin mekânsal imgeleri çoğu durumda hesaplandığı gibi açığa çıkmamaktadır. Bunun muhtelif ifade biçimlerine dönüştürebilmesi ve kentsel alanda kendine yer bulabilmesi için öncelikle kentlilik bilincinin ve kent aidiyetinin oluşması gerekmektedir. Kullanıcılar yaşadıkları mekan ile bağ kurdukları müddetçe kentlilik bilincine paralel olarak ihtiyaç duydukları aidiyet duygusunu da geliştirmektedir. Kontrolsüz kentleşme ve yüksek popülasyonun doğrudan veya dolaylı olarak topluluk algısında yol açtığı tahribat mekana bağlılığın yok oluşunu da hızlandırmaktadır. Genel itibariyle yabancılaşma artarken kentsel yaşam kalitesi düşmektedir.

Sosyolog ve kent kuramcısı Richard Sennett, modern kentleri ele alırken "Günümüzde düzen temassızlık demek."2 ifadesini kullanmıştır. Kamusallığın azaldığı ölçüde bireylerin kentle temas ettikleri yüzey alanları da daralmaktadır. Taktiksel kentleşme akımı tam da bu noktada devreye girerek çoktandır edilgen bir özneye dönüşen kentli için bağ kurmanın yeni bir formülünü yaratmaktadır. Müdahaleler bağlamına göre değişiklik gösterse bile, bir ihtiyaç karşısında birleştiren ortak payda sabit kalmaktadır. İhtiyaçlarını fark eden bireyi ya da toplulukları harekete geçiren kentlilik bilinci, süreç tamamlandığında mekanın kendisiyle birlikte değişmektedir. Modern kentlerin onulmaz ritüelleri bozuma uğratılarak kent aidiyeti geri kazanılmaktadır. Sonuç olarak, birey ve kent arasında kaybolmaya yüz tutan simbiyotik ilişki, "kendin yap" kentleşme gibi mikro düzeyde yeni yaratıcı katılım modelleri sayesinde yeniden kurgulanmaktadır.

Onaranlar Kulübü 


Wikipedia
Politika, Aristoteles.
Ten ve Taş, Richard Sennett

Yeşim Alpaydın. 1995 yılında Artvin’de doğdu. Şehir Planlama üzerine lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi ve Kaunas Teknoloji Üniversitesi’nde tamamladı. Üniversite yılları boyunca çocuklarla birlikte disiplinlerarası tasarım çalışmaları yaptı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında kırsal kalkınma ve sürdürülebilirlik üzerine projelerde yer aldı. Bir süredir Türkiye Tasarım Vakfı’nda Proje Koordinatörlüğü görevini üstleniyor.


Şehircilik, Kent





Benzer İçerikler

Tarihi Metnin Mekânsal Okuması: Machiavelli vs. Nizamü’l-Mülk
Eren Can Altay İskele Blog
Tarihi Metnin Mekânsal Okuması: Machiavelli vs. Nizamü’l-Mülk

Siyaset felsefesi ve tarihi açısından Nizamü'l-Mülk'ün "Siyasetnamesi" ile Machiavelli'nin "Prens"i birçok defa karşılaştırılmıştır. Ancak bu defa, zaman üzerinden yola çıkarak tarihsel bir okuma yapılmamıştır. Tarihsel metinler, günümüzdeki bir mimarın gözünden mekânsal olarak ele alınmıştır.

Devamını oku
Ahmet Doğu İpek’in Başımızda Siyahtan Bir Hale Sergisi Üzerine İzlenimler
Heval Zeliha Yüksel İskele Blog
Ahmet Doğu İpek’in Başımızda Siyahtan Bir Hale Sergisi Üzerine İzlenimler

Ahmet Doğu İpek’in Arter’de yer alan “Başımızda Siyahtan Bir Hâle” isimli sergisi sanatçının 2020–2022 yılları arasında farklı mecraları kullanarak ürettiği eserleri bir araya getiriyor. Heval Zeliha Yüksel, farklı duyulara ve sayısız deneyime açık olan sergiyi Ahmet Doğu İpek ile gezerek sergiye dair izlenimlerini yazdı.

Devamını oku
Paylaş
EN